Mekkeli Müşriklerin, Hz. Muhammed (s.a.s)'in Peygamberliğine İtirazları

Mekkeli müşrikler, Peygamberliğin; güç, kuvvet ile zenginlik alametlerinden ve kendi yanlarında büyük bir yeri ve değeri bulunan hükümranlık ile meliklik görüntülerinden hiçbirisine sahip olmayan bir fakire ve yetime inmesini garipsediklerinden dolayı, Abdullah'ın oğlu Hz. Muhammed'in -Allah'ın salât ve selâmı onun üzerine olsun- peygamberliğine itiraz etmişlerdir. Zira böyle bir şey, onların hoşlarına gitmemişti. Çünkü onlar, peygamberliğin; böyle yetim ve fakir bir kimseye değil de, Kureyş'in ileri gelenleri ile büyüklerinden veya Kureyş'in eşrafı ile liderlerinden ya da şerefli ve büyük bir yere sahip zengin kimselerden birisine gelmesi gerektiğini söylüyorlardı. Fakat ardından onların bu isteklerini azarlayan ilahi cevap gelmiş ve Şanı Yüce Allah -bu ilahi cevapta- onların şüphelerini anlatmış ve onların bu isteklerine, keskin ve anlaşılır bir yöntemle şöyle cevap vermiştir:

" (Mekkeli müşrikler: 'Muhammed'e inen) bu Kur'an, iki şehirden (Mekke ve Taif) büyük bir adama indirilmeli değil miydi ?' Yoksa Rabb'inin rahmetini (peygamberliğini), onlar mı paylaştırıyorlar? Halbuki dünya hayatında onların geçimliklerini, aralarında, biz paylaştırdık. Birbirlerine iş gördürmeleri için kimini kimine derecelerle üstün kıldık Rabb 'inin rahmeti, onların toplaya geldiklerinden daha hayırlıdır.” (Zuhruf: 43/31-32)

Görüldüğü üzere ayeti kerime; Mekkeli müşriklerin "Peygamberlik, ancak Mekke'nin (veya Taif’in) zenginlerinden veya büyük kimselerden birisine inmeli, Ebu Talib'in yetimi gibi fakir ve yetim birisine inmemeliydi" şeklindeki iddialarını, onların zayıflıklarına ve ahlaksızlıklarını dile getirerek Yüce Allah'ın onların bu isteklerine karşı, Peygamberliğin (rahmetin) ancak kendisinin yarattıklarından ve kulları arasından dilediğini seçmesiyle ve tercih etmesiyle olabileceğini anlatmaktadır.

Yine Yüce Allah, bu konuyla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

" Allah, Peygamberlik işini nereye vereceğini çok iyi bilendir." (En'âm: 6/124)

Peygamberlik; mal, mevki ve meliklikten konum itibariyle daha yücedir. Buna göre Allah'ın, Yüce hikmeti gereği, mal ve rızıktan her insana rızkını ve her yarattığına bundan hissesini belirlemiş olmaktadır. Üstelik mal, peygamberliğe nispetle daha küçük bir iştir. Dolayısıyla maldan daha yüce ve daha büyük bir konuma sahip olan Peygamberlik, insanların arzularına ve isteklerine nasıl bırakılabilir? Halbuki Yüce Allah, rızkı dağıtma işini bile yeryüzünde bulunan insanlara bırakmayıp aksine herkese düşen hisseyi, kendisi paylaştırmış, belirlemiş ve ayırmıştır. Buna göre rızkı dağıtma işini bile insanlara vermeyen Yüce Allah, Peygamberlik gibi önemli bir meseleyi insanların arzularına ve isteklerine nasıl bırakılabilir? Şanı yüce Allah'ın şu ayetinde de belirtildiği üzere, Peygamberlik meselesi (nin kime verileceği konusu) gizli ve çok önemli bir konudur:

" Yoksa Rabb'inin rahmetini (peygamberliğini) onlar mı paylaştırıyorlar? Halbuki dünya hayatında onların geçimliklerini biz paylaştırdık" (Zuhruf: 43/32.)

Buna göre insanlara verilen rızık, Peygamberliktir.