Zemzemin Çıkarılması ve Beytü'l-Atîk'in (Kabe'nin) Yapılması

Hacer, bu ıssız çöl yerinde tek başına kalmıştı. İsmail'i emziriyor ve kendisi de, Hz. İbrâhîm (a.s)’ın kendileri için bıraktığı kırbadaki sudan içiyordu. Nihayet kırbadaki su tüketince, hem kendisi ve hem de çocuğu susadı. Hacer, çocuğunun susuzluktan dolayı toprak üstünde sızlanarak yuvarlandığına bakmaya başladı. Bu acıklı manzarayı görmemek için, oradan kalkıp ileriye doğru koştu. Oraya en yakın tepenin, safa tepesi olduğunu gördü. Tepenin üstüne çıktı; sonra bir kimseyi görür ümidiyle oradan vadiye baktı. Ama vadide hiçbir kimseyi göremedi. Safa'dan vadiye indi. Vadinin ortasına geldiğinde bütün gücünü topladı ve sonra da yorgun kimse gibi koştu ve vadiyi aştı. Merve tepesine ulaştı. Tepenin üstüne çıktı. Sonra bir kimseyi görür ümidiyle etrafa göz gezdirdi. Ama hiç kimseyi göremedi. Hacer bu şekilde (Safa ile Merve arasında) yedi defa gitti-geldi.

Bir ara Merve tepesi üstünde iken bir ses işitti ve sesin sahibine:

- "Ey ses sahibi! Eğer sen, yardım edecek güç ve kuvvette, isen bize yardım et! (Eğer yetişip yardım etmezsen, ben ve yanımdaki oğlum helak olup gideceğiz) diye seslendi. Bir de ne görsün, bugünkü zemzem kuyusunun yerinde bir melek, topuğuyla -yada kanadıyla- toprağı kazıyor. Nihayet suyu çıkardı. Hacer hemen zemzemin çıktığı yere gelerek suyun etrafa akıp gitmemesi için etrafını toprakla çeviriyor ve eliyle de suyu toparlamaya çalışıyor, bir yandan da suyu avuçlayarak kırbasını doldurmaya devam ediyordu. Su avuçlandıktan sonra yine ye-rinden kaynıyordu...

Hacer, bu sudan içti ve çocuğunu da emzirdi. Melek de:

- "Ey Hacer! Telef ve helak olmaktan korkma. İşte şurası -yerden yüksek bir kum tepesine işaret ederek- Allah'ın evidir. O evi, bu çocuk ile babası yapacaktır. Doğrusu Allah o işin ehlini telef etmez!" dedi. Daha sonrada melek, oradan kaybolup gitti.

Beytullah'ın yeri, (o sırada) tepe gibi olup yerden yüksekteydi. Uzun zaman seller, sağını-solunu kazıyıp götürmüştü.

Kuşlar suya doğru yönelmeye başlayıp onun etrafında dönüp duruyorlardı. Hacer de bu şekilde yaşarken günün birinde Cürhümlülerden bir topluluk bugünkü Mekke'nin bulunduğu yerden geçerken uzaktan, kuşların zemzemin bulunduğu yerde dönüp durduklarını gördüler.

"Bu kuş, bir suyun üzerinde dolaşmaktadır. Oysa biz vadiyi susuz bir yer olarak bilirdik" dediler. Bir ya da iki haberciyi, kuşların dönüp durdukları yere gönderdiler. Haberciler, zemzemin çıktığı yere doğru geldiklerinde bir de ne görsünler! Issız bir çöl vadisinde bir kadın ve oğlu. Üstelik yanlarında bir de su çıkmaktaydı.

Haberciler hemen geri dönüp geride kalanlara orada su gördüklerini söylediler. Bunun üzerine bütün kafile oraya yöneldi. Onlar geldiklerinde Hacer, zemzem suyunun yanındaydı. Ona:

- "Senin yanında konaklayıp yerleşmemize izin verir misin?" diye sordular. O da:

- "Bu su için bizden bir hak (yani mülkiyet) talebinde bulunmamanız şartıyla evet!" diyerek izin verdiğini açıkladı. Onlar da Hacer'in bu şartına karşılık:

- "Evet" dediler.

Hacer'in ve oğlunun görüşecek ve konuşacak birilerine ihtiyaç duydukları bir sırada Cürhümlülerin gelişi, Hacer'i sevindirmişti. Cürhümlülerde oraya yerleştiler. Akrabalarına da haber saldılar. Onlarda yanlarına gelip yerleştiler. Böylece oraya bir kısım hane halkı yerleşmiş oldu.

Daha sonra Mekke'de evler çoğaldı. Hacer'in oğlu İsmail de büyüyüp delikanlılık çağına geldi ve Cürhümlülerden birisinin kızıyla evlendi. Aynı zamanda onlardan Arapça'yı da öğrenmişti... Mekke, ıssız çöllükten ve vahşi bir yer olmaktan kurtulmuştu. Çünkü Cürhümlülerin oraya yerleşmelerinden itibaren sakinleri çoğalmıştı.

Bir müddet sonra Hacer vefat etti. (Hz. Hacer bugün Kabe'nin bitişiğinde yarım daire şeklinde bir duvarla çevrili 'Hicr" diye anılan yerde gömülüdür.)

Hz. İbrâhim (a.s) ise Hacer'den ve oğlundan uzak bir yer olan Filistin ülkesinde hayatını devam ettiriyordu. Sayısız senelerin acılarından sonra Hz. İbrahim (a.s), hanımı Hacer'i ve oğlu İsmail'i bir gece rüyasında gördü ve kalbi, onların hasre-tiyle yanıp tutuşmaya başladı. Hasretini ve özlemini gidermek için sahraları ve ıssız çölleri yürüyüp geçti. Nihayet Mekke'ye vardı. Fakat karısını bulamadı. Zira karısı, kendisi Filistin'de iken vefat etmişti. Oğlunu ise okunu yontup düzeltir bir vaziyette buldu. Hz. İbrâhîm (a.s), oğlunu görünce onu tanıdı ve ona hemen sarıldı. Yani bir babanın hasretini ve özlemini gidermek için oğluyla yaptığı gibi onun aynısını yaptı. Daha sonra oğluna;

- "Ey İsmâîl! Yüce Allah bana önemli bir işi emretti" dedi. İsmail de:

- "Allah sana, ne yapmamı emrettiyse hemen onu yerine getir" dedi. Hz. İbrâhîm:

- "Sen bana, bu işte yardım edeceksin" dedi. İsmail de:

- "Bende sana yardım ederim" dedi. Hz. İbrâhîm (a.s):

- "Allah bana, kendisi için orada -eliyle zemzeme yakın, yerden yüksek tepeyi yani bugünkü Beytullah'ın yerini işaret ederek- bir ev (yani Kabe'yi) yapmamı emretti" dedi.

Bunun üzerine ikisi birlikte Kabe'nin temellerini kazmaya başladı. Hz. İsmâîl taşları getiriyor, Hz. İbrahim ise Kabe'nin duvarlarını örüyordu. Kabe'nin duvarları yükseldiğinde Hz. İbrahim (a.s)'ın uzanıp kaldırması zorlaşınca bugün "Makam-ı İbrâhîm" diye anılan taşı (Hz. İbrâlıîm (a.s), bu taşın üzerinde durmuş olduğu içindir ki ona "Makam-ı İbrâhîm" ismi verilmiştir) Hz. İsmâîl getirip Hz. İbrâhim (a.s)'ın ayağının altına iskele gibi koydu. Hz. İbrahim de onun üzerine çıkarak yapı işine devam etti. Hz. İsmâîl ise babasına taş getirip vermeye devam etti. Böylece taş, Kabe'nin yapımı bitinceye kadar Hz. İbrâhîm (a.s)’ın ayağı altında Kabe'nin her tarafına dolaştırıldı. Kabe'nin yapımı bittikten sonra her ikisi, Yüce Allah'a şöyle dua ettiler:

"Ey Rabbimiz! Bizden (yapmış olduğumuz şu hizmeti) kabul et. Doğrusu hakkıyla işiten ve kemaliyle bilen sensin sen!"(Bakara: 2/127)

Böylece şerefli Kabe'nin yapımını bitirdiler. (Buharî, Enbiyâ 12 (3, 4; 6); İbn Hacer el-Askalani, Fethu'l-Bâri, 6/396) İşte Mekke-i Mükerreme, bu zamandan itibaren imar edilmiş ve Allah orayı koruyup muhafaza etmiştir.